ANADOLU HAK VE ADALET HAREKETİ (AHAD)
← Tüm yazılar
Röportajlar

Dr. Yüsra Gannuşi: “Tunuslular Bedel Ödeyerek Kazandıkları Özgürlüklerini Kaybettiler”

Dr. Yüsra Gannuşi röportajı

2019’da Cumhurbaşkanı seçilen Kays Said, 2021 Temmuz’unda gerçekleştirdiği anayasal darbe ile Tunus’u siyasi ve ekonomik bir krizin içine soktu. Siyasi ve ekonomik kriz; Tunusluların sosyal yaşamında maliyeti gün geçtikçe artan zorlukları da beraberinde getirdi. Halk, felce uğrayan kamusal hizmetler, yüksek enflasyon ve işsizlik karşısında ülkeden göç etmeye çalışıyor. Kalanlar ise siyasi kamplaşma ve ideolojik ayrışmalardan dolayı yürüttükleri bölük pörçük muhalefete rağmen otoriter rejime geri adım attırabilmiş değiller. Çünkü başta Nahda Hareketi Lideri ve Meclis Başkanı Raşid Gannuşi olmak üzere diğer tüm siyasi ve sivil muhalif aktörler ya hapiste ya da yüzyılı aşan yargılamalarla kıskaç altında tutularak, muhalefet de felç edilmiş durumda. 

Muhalefetin felçli yapısına rağmen, son yıllarda zulüm düzenine karşı muhalefet; ortak mücadele, ortak protestolar, ortak mektuplaşmalar, ortak imza kampanyaları ve uluslararası hukuk ile toplumu harekete geçiren ortak bir çaba sergiliyorlar. Yetersiz olmasına rağmen yasama, yargı, yürütme erkini tek elde toplamış olan Kays Said yönetimi bu ortak mücadeleye rağmen hâlâ geri adım atmış değil. Bunda Batı ve Müslüman dünyanın; jeopolitik çıkarları, göç ve sınırlarının korunmasının getirdiği sessizlik senfonisi de eklenince, tablo daha bir kötü hâl alıyor. Bu kötü gidişata karşı barışçıl bir şekilde mücadele edenler de yok değil. Bunlardan biri de 2011’deki Tunus Devrimi’nin lokomotiflerinden Nahda Hareketi Lideri ve Meclis Başkanı Raşid Gannuşi. Raşid Gannuşi hapiste ve açlık grevinde olduğu için Tunus’taki halkın durumunu, muhalefeti ve mücadelesini kızı Dr. Yüsra Gannuşi ile konuştuk. 


“Bugün uygulanan baskı rejimi, Nahda Hareketi’nin çok ötesine geçmektedir” 

Cumhurbaşkanı Kays Said’in Temmuz 2021’de gerçekleştirdiği anayasal darbe ile günümüze kadar halka ve muhalefete ne tür baskılar ve uygulamalarda bulunduğundan bahseder misiniz? 

25 Temmuz 2021’de yaşananlar basit bir hükûmet değişikliğinden ibaret değildi. Cumhurbaşkanı Kays Said, seçilmiş parlamentoyu askıya aldı, hükûmeti görevden el çektirdi ve tüm iktidar gücünü kendi elinde topladı. O tarihten bu yana parlamento tamamen feshedildi, bağımsız Yüksek Yargı Konseyi dağıtıldı, hâkimler görevden alındı, her türlü denge ve denetleme mekanizmasını ortadan kaldıran yeni bir anayasa kabul edildi. Siyasi ve sivil özgürlükler de kısıtlandı. 

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said

Bugün uygulanan baskı rejimi, Nahda Hareketi’nin çok ötesine geçmektedir. İdeolojik yelpazenin her kesiminden siyasetçiler, avukatlar, gazeteciler, hâkimler, insan hakları savunucuları, sendikacılar ve aktivistler yargılandı ya da hapsedildi. Dolayısıyla bu, Kays Said ile tek bir siyasi parti arasındaki bir çatışma değildir. Temel mesele; Tunus halkının kendi temsilcilerini seçme, hükûmetlerini eleştirme, özgürce örgütlenme ve hukukun üstünlüğü altında yaşama hakkına sahip olup olmadığı meselesidir.  


“Tunuslular bedel ödeyerek kazandıkları özgürlüklerini kaybettiler ve günlük yaşamları daha kötü bir hâl aldı” 

Bahsettiğiniz siyasi baskıların dışında; yüksek enflasyon, işsizlik ve felce uğrayan kamu hizmetleri ile Tunus halkının ekonomik ve sosyal yaşamının giderek kötüleştiği de ifade ediliyor. Tunuslular, bu ekonomik kriz karşısında yaşamlarını nasıl idame ettiriyorlar? 

Tunuslular son derece dirençli bir halk; ancak günlük yaşam fevkalade zorlaşmış durumda. 2021’deki vaat, muhalefeti marjinalleştirmenin ve gücü tek elde toplamanın devleti daha etkin kılacağı ve insanların hayatlarını iyileştireceği yönündeydi. Beş yılın ardından, bu vaadin açıkça iflas ettiğini görüyoruz. Tunuslular bedel ödeyerek kazandıkları özgürlüklerini kaybettiler ve günlük yaşamları çok daha kötü bir hâl aldı. 

İşsizlik, özellikle gençler arasında son derece yüksek. Aileler temel ihtiyaçların maliyeti ve bozulan kamu hizmetleriyle mücadele ederken; bu yaz ciddi elektrik ve su kesintilerinin yanı sıra hayati ilaçların tedarikinde de krizler yaşandığına şahit olduk. İnsanlar aile içi dayanışma, kayıt dışı istihdam ve yurt dışındaki akrabalarının destekleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Öte yandan, pek çok Tunuslu genç, göç etmeyi geleceği açısından tek bir seçenek olarak görüyor. Bu durumun en büyük trajedilerinden biri de şu: Tunus, eğitimli bir nüfusa ve muazzam potansiyeline rağmen insanlar maalesef umutlarını kaybediyor. 


“Yabancı hükûmetlerden Tunus’un geleceğini belirlemelerini beklemiyoruz ancak evrensel ilkelere bağlılıklarını talep ediyoruz” 

Dile getirdiğiniz ekonomik ve siyasi baskı düzenine karşı Tunus muhalefeti nasıl bir mücadele yürütüyor? Ulusal ve uluslararası çapta ne tür darbe karşıtı faaliyetler gerçekleştiriyor? 

Demokrasiyi yeniden tesis etmeye çalışan herkese yönelik tüm kısıtlamalara, yargılamalara, tutuklamalara ve verilen ağır cezalara rağmen, bu mücadele tüm barışçıl yollar kullanılarak devam ediyor. Tunus içinde muhalefet partileri, siyasi mahkûmların aileleri, avukatlar, sivil toplum kuruluşları ve sıradan vatandaşlar tüm riskleri göze alarak gösteriler düzenlemeye, hak ihlallerini belgelemeye ve yargılamalara itiraz etmeye devam ediyor. 

Ayrıca rejime yönelik muhalefetin geleneksel siyasi partilerin sınırlarını aştığını ve tabana yayıldığını da görüyoruz. Bu yıl 25 Temmuz’da düzenlenen gösteriler; memnuniyetsizliğin sadece siyasi özgürlükler alanında değil; aynı zamanda istihdam, fiyatlar, su, elektrik ve yaşam koşulları konusunda da endişe duyan sıradan Tunuslular tarafından giderek daha fazla paylaşıldığını gösterdi. 

Mevcut siyasi çıkmazı aşmak, Tunusluların endişelerini gidermek ve meşru, demokratik temsilî düzene geri dönmek adına demokratik kurumların yeniden inşası için ortak bir yol haritası belirlemek üzere muhalefet, saflarını birleştirme yönünde aralıksız çaba gösteriyor. 

Uluslararası alanda ise hükûmetler, parlamentolar, Birleşmiş Milletler, Afrika kurumları, insan hakları örgütleri ve medya ile temas hâlindeyiz. Yabancı hükûmetlerden Tunus’un geleceğini belirlemelerini beklemiyoruz; bu karar yalnızca Tunuslulara aittir. Ancak Tunus’un uluslararası ortaklarından, sistematik insan hakları ihlallerini görmezden gelmemelerini, siyasi özgürlük, bağımsız yargı, adil yargılanma ve siyasi mahkûmların serbest bırakılması gibi evrensel ilkelere bağlılıklarını somut bir şekilde göstermelerini talep ediyoruz.


“Babam, Tunus’ta demokrasinin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulunduğu için cezalandırılıyor” 

Babanızın cezaevi ve açlık grevini konuşmak istiyoruz. Nahda Hareketi Lideri ve Tunus Parlamentosu Başkanı Raşid Gannuşi, 2023 yılından bu yana cezaevinde. Kendisinin ciddi sağlık sorunları olduğu belirtiliyor. Babanızın tutuklanma ve yargılanma sürecini anlatır mısınız? Raşid Gannuşi şu anda neden açlık grevinde? 

Babam 17 Nisan 2023 tarihinde evimizden alındı ve tutuklandı. Şu an itibarıyla üç yılı aşkın bir süredir cezaevinde bulunuyor. Kendisi Tunus’un demokratik yollarla seçilmiş son parlamentosunun başkanıydı ve hâlihazırda Nahda Hareketi’nin liderliğini sürdürmektedir. 

Tutuklanmasından bu yana, birbiri ardına açılan davalarla, toplamı yüz yılı aşan olağanüstü ağır cezaların yanı sıra müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Darbeye muhalefet ettiği ve Tunus’ta demokrasinin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulunduğu için cezalandırılıyor. Bu yargılamaların tamamen siyasi saiklerle yürütüldüğünü belirterek itiraz etti ve adil yargılanmanın en temel standartlarını dahi karşılamayan bu tiyatrovari duruşmalara katılmayı kabul etmedi. Bugün en acil endişemiz, onun sağlığı. Kendisi 85 yaşında, kronik rahatsızlıkları var ve tutukluluk sürecinde sağlığı ciddi şekilde bozuldu.   

Sadece haziran ayının sonundan bu yana en az altı kez hastaneye sevk edildi. Temmuz ayındaki aşırı sıcak hava dalgası sırasında bilincini kaybetti ve acilen hastaneye kaldırıldı. Bu hastanede yatış süreçlerinin uzunca bir bölümünde ailesinin ve avukatlarının onu görmesi, hatta tıbbi durumu hakkında yeterli bilgi alması dahi engellendi. 

Sümeyye Gannuşi (solda), Raşid Gannuşi (ortada), Yüsra Gannuşi (sağda)

6 Ağustos’ta maruz kaldığı mutlak tecrit hâlini protesto etmek amacıyla gıda ve ilaç almayı reddederek açlık grevine başladı. Çok şükür ki daha sonra tıbbi ekibinin ısrarı üzerine grevi sonlandırdı. Ancak grevin sona ermesi, onu bu yola iten nedenleri ortadan kaldırmıyor. Dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir şekilde bugün hâlâ hastanede tutuluyor. Sağlık durumu son derece hassas olan 85 yaşındaki bir adam, sırf ailesini ve avukatlarını görme gibi en insani hakkını talep etmek için neden hayatını riske atmak zorunda kalsın? 

Bir kızı olarak bu durum son derece acı verici. Babam hayatını özgürlük, hoşgörü, adalet ve demokrasi değerlerini yüceltmeye adadı. Devrimden önce sivil aktivizmi nedeniyle hapsedildi ve zulüm gördü; devrimden sonra sürgünden döndü, demokratik siyasete barışçıl bir şekilde katıldı ve seçilmiş bir parlamentonun başkanı oldu. Bugün, ömrünün 85. yılında, günlerini cezaevi ile hastane arasında geçiriyor. Bu tablo, Tunus’un 2011’deki o aydınlık umutlarından ne kadar uzaklaştığını tek başına özetliyor.


“Muhalefetin, Cumhurbaşkanı Kays Said’e geri adım attıramaması sadece devlet baskısıyla açıklanamaz, muhalefetin kendi zaaflarını da kabul etmeliyiz” 

Nahda Hareketi ve diğer siyasi ve sivil muhalif oluşumlar; 2021’den bu yana anayasal darbeye ve özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı yürütülen amansız mücadeleye rağmen neden Kays Said’e geri adım attıramıyor? Bunun temel nedenleri nelerdir? 

Uygulanan devlet baskısı bu durumun önemli bir açıklamasıdır, ancak tek neden elbette bu değil. Cumhurbaşkanı Said, yürütme gücünü sınırlayabilecek tüm kurumları ortadan kaldırmak için çok hızlı hareket etti. Parlamento feshedildi, yargı bağımsızlığı çökertildi ve birçok muhalefet lideri hapsedildi, yargılandı ya da sürgüne zorlandı.   

Madalyonun diğer yüzünde, muhalefetin kendi zaaflarını da samimiyetle kabul etmek gerekir. Muhalif siyasi güçler, ideolojik farklılıklar ve tarihî kırgınlıklar ekseninde fazlasıyla bölünmüş durumda. Bazı kesimler, demokrasinin rafa kaldırılmasının geçici bir durum olduğuna inanarak bu durumu memnuniyetle karşıladı; bazıları ise devlet baskısının sadece siyasi rakiplerine yöneltildiğine inandıkları için bu duruma göz yumdu. Bu, çok derin ve tarihsel bir hataydı.  

Demokrasi seçiciliği kaldırmaz ya da belli bir grubun hakkı için savunulamaz. Herkes için siyasi özgürlüğü savunmalıyız yoksa eninde sonunda herkesin özgürlüğü güvende olmayacaktır. Dolayısıyla muhalefetin bugünkü en büyük sınavı, sadece Kays Said’e karşı çıkmak değildir. Tunuslulara tek adam yönetimine karşı inandırıcı ve rasyonel bir demokratik alternatif sunmaktır.


“Muhalefet, siyasi özgürlük ve ekonomik refahı ayrılmaz bir bütün olarak görüp mücadele etmelidir” 

Siyasi muhalefetin sınavından ve zaaflıklarından bahsettiniz. Peki, maruz kaldığı zulüm, baskı ve siyasi kutuplaşma karşısında Tunus muhalefeti hangi ilkeler etrafında birleşmelidir sizce? Birlikte nasıl hareket edilebilirler? Yakın gelecekte bu birliği görmek mümkün mü?   

Siyasi birliğin hem mümkün hem de elzem olduğuna inanıyorum; ancak bu birlik sadece tek bir kişiye karşıtlık üzerine inşa edilemez. Tunus’un asgari bir demokratik mutabakata ihtiyacı var: bağımsız bir yargı, özgür ve adil seçimler, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, siyasi mahkûmların serbest bırakılması, insan haklarına saygı ve iktidarın barışçıl değişimi. Geriye kalan tüm meşru farklılıklar daha sonra demokratik zeminlerde çözülmelidir. 

Bunun yanı sıra demokrasiyi insanların günlük yaşamdaki dertleriyle yeniden bağdaştırmalıyız. Tunuslular istihdam, gıda fiyatları, su, elektrik ve sağlık hizmetleri konusunda yaşam mücadelesi verirken; biz sadece anayasalar ve kurumlar üzerine teorik tartışmalar yapamayız. Siyasi özgürlük ve ekonomik refah ayrılmaz bir bütün olarak bir arada yürümelidir. Bu konuda temkinli bir iyimserlik içindeyim. Baskı düzeni, siyasetin bir zamanlar birbirinden kopardığı insanları bir araya getirdi. Çok farklı ideolojik geleneklerden gelen aileler, avukatlar ve siyasi figürler, demokratik güvenceler ortadan kalktığında eninde sonunda herkesin hedefte olabileceğini gösterdi.  

Muhalefetin bu yönde ilerlediğini gösteren cesaret verici işaretler de var. Babamın da aralarında bulunduğu, çok farklı kesimlerden gelen siyasi mahkûmların imzaladığı ve muhalefeti tüm farklılıkları bir kenara bırakıp birleşmeye çağıran ortak mektup, bu umut verici adımlardan biridir.


“Müslüman dünya ile Batı dünyasına çağrımız: İstikrarı korumak adına otoriterliğe taviz vermeyin ve sesinizi yükseltin”   

Tunus’taki mevcut otoriter rejim karşısında Türkiye’den ve Müslüman ülkelerden ne gibi bir destek bekliyorsunuz? Mesela, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mesajınız var mı? Batılı liderlere ve medyaya yönelik talepleriniz nelerdir?   

Bugün en acil çağrım, babamın hayatı ve özgürlüğü etrafında şekilleniyor. Kendisi 85 yaşında, ağır hasta ve defalarca cezaevi ile hastane arasında insanlık dışı bir şekilde mekik dokumak zorunda bırakıldı. İslam dünyasındaki tüm liderlere mesajım çok net ve somuttur: Lütfen sesinizi yükseltin. Babamın ve diğer siyasi mahkûmların serbest bırakılması için Tunus makamlarıyla olan diplomatik ilişkilerinizi ve nüfuzunuzu kullanın. 

Bunu hayata geçirmek için hâlihazırda son derece güçlü bir uluslararası hukuki zemini var. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, babamın tutukluluğunun keyfi olduğuna hükmederek derhal serbest bırakılması çağrısında bulunmuş; Afrika Mahkemesi de tutukluluk sürecindeki haklarına ilişkin bağlayıcı geçici tedbir kararları almıştır. Batılı hükûmetlere mesajımız da bu eksendedir. Biz yabancı ülkelerden Tunus’un geleceğine karar vermelerini istemiyoruz. Ancak Tunus’un Avrupa ile kurduğu ortaklık, onaylanmış resmî anlaşmalar gereğince insan haklarına saygı şartına dikkat çekiyoruz. Dar siyasi çıkarlar bu hukuki taahhütlerin asla üstünde tutulamaz.  

Siyasi muhaliflerin hapsedilmesini normalleştirmeyin. Göç politikalarının, sınır güvenliğinin veya jeopolitik çıkarların, siyasi mahkûmların acılarını ve demokrasinin tahribatını görünmez kılmasına izin vermeyin. İstikrarı korumak adına otoriterliğe taviz vermeyin. Tunus devrimi ve içinden geçtiğimiz geniş coğrafyanın tarihi bizlere şunu ispat etmiştir: Otoriterlik hiçbir zaman gerçek ve kalıcı bir istikrar ya da refah üretemez. 

Uluslararası medyaya da özellikle şunu söylemek isterim: Tunus’a yeniden dikkat kesilmek için bir trajedi yaşanmasını, bir felaket haberini beklemeyin. Babamın ve diğer siyasi mahkûmların seslerini dünyaya duyurabilmeleri için cezaevinde hayatlarını kaybetmeleri gerekmiyor. Tunus 2011’de tüm dünyaya ilham vermişti; çünkü bu halk, diktatörlüğün barışçıl bir şekilde aşılabileceğini ve bir Arap ve İslam ülkesinde demokrasinin kurumlarıyla inşa edilebileceğini kanıtlamıştı. Bu büyük demokratik kazanım bugün gözlerimizin önünde parçalanıyor olabilir, ancak onu var eden o köklü özgürlük arzusu asla kaybolmadı.   

Bugün en acil çağrım babamın hayatı ve özgürlüğü içindir. Ancak nihai tahlilde bu mesele Raşid el-Gannuşi’nin veya Nahda Hareketi’nin çok ötesinde bir varoluş krizidir. Bu, Tunus halkının kendi liderlerini seçme, onlardan hesap sorma, korkmadan muhalefet etme ve kendi ülkelerinde özgür vatandaşlar olarak, başları dik bir şekilde yaşama hakkıyla ilgilidir. 

Kaynak: Fokus+