ANADOLU HAK VE ADALET HAREKETİ (AHAD)
← Tüm yazılar
Yazılar

AHAD’IN ÇIKIŞ NOKTASI ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ…

Anadolu Hak ve Adalet Hareketi (AHAD), özü itibariyle siyasi bir harekettir. Bilindiği üzere bir siyasi hareket önce temel düşünce yapısını oluşturur. Boşlukta oluşmayacağı için, bu düşüncelerin bir dayanak / çıkış noktası elbette vardır, olmalıdır. Siyasi hareket, düşünce alt yapısını geliştirdikçe yavaş yavaş düşüncelerini paylaşan insan halkasını büyütür. Hareketin düşünce içeriği de zamanla zenginleşerek toplumu ilgilendiren aktüel siyasetin dışında siyasetle doğrudan veya dolaylı ilişkisi olan diğer toplumsal konuları da kapsamına alır.

AHAD’ın amacı “ilkeli bir siyaset anlayışıyla siyaset dilini; hak, adalet ve ahlaki temeller üzerinden yeniden inşa etmek ve böylece siyasi gelenekte köklü bir değişim gerçekleştirmek” olarak tanımlanmıştır. AHAD’ın düşünce alt yapısının temel önermesi ve çıkış noktası; “ülke olarak bugün içine düştüğümüz sosyo-ekonomik ve siyasal krizlerin ana kaynağı siyaset kurumudur” şeklinde formüle edilmiştir.

Kuşku yoktur ki AHAD’ın söylem, yöntem ve hedeflerine dair ipuçları taşıyan çıkış noktasına dair bu tespit, tartışmaya açıktır. Kimi bakış açılarına göre AHAD’ın çıkış noktası kesin, keskin ve hata payı yüksek hükümler içerebilir. Bu noktada örneğin bahse konu krizlerin kaynağını bizatihi “insan kalitesinin bozulmasında” görenler için çıkış noktası pekala değişebilecektir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki, toplumsal menşeili her türden değişim hareketi söylem, yöntem ve hedeflerini belirlerken değişimi gündeme getiren toplumdaki en vurucu / çarpıcı / kapsayıcı ana etkeni doğru bir şekilde tespit etmelidir. Ana etkeni belirlemede; olgunun ortaya çıkışındaki rolü, olguya tesir etme gücü, olguyla ilişki düzeyi vb. faktörler göz önünde bulundurulur. Bu noktada ince eleyip sık dokumak önemlidir. Yine benzetmek yerindeyse gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesi durumunda hiç kuşkusuz diğer düğmeler de yanlış iliklenecektir.

Hem pragmatik hem de sosyolojik bakış açısıyla düşünüldüğünde öncelikle siyaset kurumuna odaklanarak AHAD’ın öngördüğü şekilde hak, adalet ve ahlak zemininde siyaset geleneğini dönüşüme tabi tutmak daha kısa sürede daha fazla sonuç almak bakımından en mantıklı yol gibi durmaktadır. Bu kulvardan ilerleyip alınacak her başarılı netice, bahse konu dönüşüme kapı aralarken; aynı zamanda “hak, adalet ve ahlak” kavramlarını toplumun yeninden gündemine getirecek; böylece uyandıracağı domino etkisiyle yukarıda verdiğimiz örnekte “insan kalitesinde bozulma”yı da önemli ölçüde tersine çevirebilecektir.

AHAD’ın her siyasi hareket gibi güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bu harekete gönül veren, oluşumuna katkı sağlayan insan unsurunun farklı mecralara dağılmış olması zayıf yönlerinin başında gelmektedir. Çünkü yine sosyoloji perspektifinden konuşmak gerekirse bir grup ancak üyelerinin taşıdığı potansiyeller kadar güçlüdür. AHAD’ın amaçlarına ulaşabilmesi ve bu uğurda söylemini ve yöntemini belirginleştirebilmesi ve hedeflerine ulaşabilmesi için üye potansiyelini yenilemesi ve artırması elzem görünmektedir. Elbette siyasette değişimi öngören çalışmaların belli bir disiplin içinde, etkili zaman yönetimi ve bir plan/program dahilinde yapılandırılma zorunluluğu AHAD için de geçerlidir. Zaten AHAD’ın taşıdığı eşsiz amaçlar da doğası itibariyle bu zorunluluğu en başından itibaren onaylamaktadır.