Bizler şu hakikati seslendirerek yola koyuluyoruz: “Bir toplum, iç dünyalarında olanı değiştirmedikçe, yeni bir ümranın tasavvuru düşünülemez”.
Düşünüyor, soruyor, sorguluyoruz. Düşünmelerimiz, sorularımız ve sorgulamalarımızla bu süre gelen ve kronikleşen sosyal ve siyasal yapıyı değiştiren, dönüştüren ve geliştirerek yaşatan bir hareket haline getirmek istiyoruz.
Herhangi bir dönüşümden, sistemin tamir edilmesinden veya aksaklıkların geçici olarak giderilmesinden bahsetmiyoruz. İnsana dair büyük dönüşümden; önce kendimizi, sonra toplumu hedefleyerek gelecek nesillere, hak ve adalet ikliminin yaşandığı bir dünya bırakmaktan bahsediyoruz.
Peşinden koşan kişilerin tüm yaşamlarını kapsayan bu ideal; sürekli olarak bir ahlaki, estetik sorgulamayı, değişimi zorunlu kılmaktadır. Hiçbir aksiyon; ahlak, fazilet, adalet ve estetik açıdan sorgulamanın dışında kalmayacaktır.
Bu düşünceden hareketle hak ve adalet temelli “yaşayan bir model” oluşturma zorunluluğu önümüzde duruyor. Bu model ancak; esaslı, kuşatıcı, çığır açıcı, ufuk ve umut vaat edici bir sosyal hayat tasavvuru üzerinde kafa yormakla imkan dahiline girebilir.
Bu anlamda; pergelin bir ucunu hakikat merkezine yerleştirip, diğer ucunu geçmişten günümüze uzanan bütün medeniyet havzalarında bir bal arısı titizliğiyle dolaştırarak yaşayan hakikatin polenlerini toplamak ve bu birikimden yeni bir medeniyet peteği dizayn etmek gerekmektedir. Bizim olan, bize benzeyen bir medeniyetin kozasını örüp hem dahili hem de harici teması eşzamanlı bir şekilde gerçekleştirerek inşa ve imar ameliyelerini geliştirmek zorundayız.
Bugün insanımız ve insanlık, büyük bir istikamet problemiyle karşı karşıyadır. Karanlığın, kargaşanın, haksızlık ve hukuksuzlukların hüküm sürdüğü dünyamızda insanlık, ciddi şeklide hakikatle buluşamama problemi yaşamaktadır. Küreselleşme rüzgarının insanlığı sürüklediği bu yönsüz, hedefsiz, gayri adil gidişata karşı “bir ışık, bir projeksiyon olunabilir mi?” sorusuna cevap arama niyetiyle yola koyulduk.
Sait Halim Paşa, buhranlarımızı anlatırken, yön kaybımızı ‘kaht-i rical’e dayandırmaktadır. Osmanlı’nın son dönemlerinde görülen, topluma istikamet gösterecek aydın eksikliği, koca bir imparatorluğu önce çözülme, sonra bir yok olmanın eşiğine getirmiştir.
Ülkemizde 1950’li yıllardan itibaren başlayan ciddi istikamet arayışları olmuştur. Ancak, bu arayışlar gölgelenmeye ve yanlış yönlendirilmeye çalışılmıştır. Bu ortam, zihin karışıklığına, iyi ile kötüyü birbirinden ayıracak feraset kaybına sebep olmuş; sonuçta “nasılsanız, öylece idare olunursunuz” gerçeği ile bizi karşı karşıya getirmiştir.
Sosyal, iktisadi, siyasi ve kültürel alanda, adalet, erdem ve ahlak prensipleri toplum nazarında değer kaybına uğramıştır. Hayatımızın anlamını ve gayesini oluşturan bu değerler sadece kurum ve kuruluşların tabelalarını süsleyen, kuruluş belgelerinde tumturaklı cümlelerle ifade edilen bir gösteri malzemesi haline getirilmiştir.
Bu durumun tabii sonucu olarak; büyük halk yığınları arasında güven bunalımı ortaya çıkmış ve toplumumuzun gelecekle ilgili ümitleri zayıflatılmıştır. Bu ümitsizlik ve güven kaybı ikliminin, geniş halk yığınlarını sosyal bir felakete sürükleyeceği endişesi akıl, vicdan, düşünce ve gönül sahiplerini bir arayışa sevk etmiştir.
Amacımız; hayata dair tüm toplumsal ilişkilerde adalet ve ahlakı önceleyecek bir anlayış ve idrak geliştirmektir.
Bu ülkede ‘Hak ve adalet’i savunmak, bu ülkenin vatandaşları olarak en tabii hakkımızdır.
Özlediğimiz sonuca ulaşmak için azim, kararlılık ve heyecanla hayatımızın her alanında, adil, dürüst ve erdemli olmaya çalışmak insani sorumluluğumuzdur.
Kollektive edilmiş bir düşünce ve hareket birliği ile önemli kazanımların elde edileceği muhakkaktır. Bu ülkenin fikir, düşünce ve aksiyon sahipleri olarak, yarının adil yönetilen, kendi içerisindeki ahlaki sorgulamalarını yapan ve bu anlamda insanlığa söyleyebilecek bir sözü olan Türkiye’nin inşası için fikir, düşünce ve hareket birliği etmek gibi bir mecburiyetimiz vardır.
Öncelikle, toplumda yaşanan en büyük felaket olan güven kaybını onarmayı, hak ve adalet anlayışını diri ve canlı tutmayı ve bu anlamda bir cazibe merkezi oluşturmayı hedefledik.
Bu erdemli yürüyüşte kimse bizden basit siyasal polemikler, lüzumsuz tarafgirlikler beklemesin. Bellediğimiz doğruları hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyerek ifade etmeyi, bu erdemli mücadelenin en esaslı parametrelerinden biri olarak görüyoruz. Dolayısıyla bunu basit mülahazalara kurban etmemek için kılı kırk yaracağız.
Hiçbir siyasal partinin tesir alanında kalmadan ve hiçbir kısır politik tartışmanın içine girmeden hak, adalet ve erdem adına bildiğimiz doğruları kamuoyu ile paylaşmayı, güç ve iktidar sahiplerini uyarmayı, ihtiyaç halinde ihtilaflı alanlarla ilgili olarak hakemlik yapmayı kendimize görev addediyoruz.
Bu mücadelemizde referanslarımız; insanlık tarihi ve tecrübesi, insanlığın bugüne kadar ürettiği temel değerler ile doğal olarak medeniyetimizin en önemli yapı taşı olan dinimizin hakikatlerinden mülhemdir.