ANADOLU HAK VE ADALET HAREKETİ (AHAD)
← Tüm yazılar
Yazılar

GEREKÇE ve TANITIM METNİ

“HASTALIKLI SİYASİ MİRASI TERKETMEK: DEĞER, ADALET, AHLAK VE İLKE TEMELLİ BİR SİYASET KÜLTÜRÜ İNŞA ETMEK”

İlk söz…

Bir toplumda siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda bir çöküntü, yozlaşma ve bereketsizlik baş göstermişse, analiz ve çözüm arayışı için ilk olarak projeksiyonu çevireceğimiz yer siyaset kurumu ve yönetim ahlakı olmalıdır.

Bugün içine düştüğümüz siyasi tıkanıklık ve erozyon hepimizin malumudur. Kuşkusuz bu reel durum kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkmış değildir. Kökleri daha gerilere uzanıyorsa da bize göre bu sürecin olgunlaşmaya başladığı tarihsel evre Cumhuriyetin erken dönemleri ve hemen sonrasıdır. Dünü irdelemeden bugünü anlamlandırmak elbette doğru değildir. Meramımızı anlatabilmemiz için yakın tarihimize bir göz atmak elzem görünmektedir.

Dün olanlar

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi geleneğinin ana hatları Cumhuriyetin erken dönemlerinden itibaren şekillenmeye başlamıştır. Hatırlanacağı üzere bu dönemlerde toplum onlarca asırlık ruhundan koparılmaya ve beşeri yapısı ile uyumsuz bir ideolojik dayatmaya maruz kalmıştır. Zamanın muktedirleri biraz zorlama da olsa ülkede demokrasi havası estirmek, parlamentonun varlığına dikkat çekmek, muhalif siyasi düşüncelere toleranslı olduklarını göstermek gibi niyetlerle art arda üç kez demokratik rejimin gereği olan çok partili siyasal sisteme geçme girişiminde bulunmuşlardır. Halkın talebine ve mücadelesine dayanmayan bu geçiş denemeleri beklenen sonucu vermemiş; ama her seferinde toplum nezdinde zora düşen, sıkışan siyasal iktidarın rahatlamasını sağlama işlevi görmüştür.

Çok partili siyasal sisteme geçişin birinci ve ikinci denemesinde dönemin siyasal iktidarının (Cumhuriyet Halk Partisi-CHP) karşısında konumlanan ve ömürleri çok da uzun olmayan partilerin (Terakkiperver Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası) bizzat CHP tarafından kurdurulmuş olması ilginçtir. Beklenenin aksine yeni kurulan bu partilere duyulan teveccühün hızla büyümesi ve halkın siyasal eğilimlerinin değişim emareleri göstermesi muktedirleri rahatsız etmiş, duydukları yoğun endişe onları kendi kurdukları partileri kapatmak zorunda bırakmıştır. Ancak art arda gelen kapatmalar parti yönetimine karşı zaten var olan memnuniyetsizliği daha da artırmıştır.

Parti kapatmalarının toplumsal bir karmaşaya sebep olabileceğinin düşünüldüğü bir ortamda CHP içinde siyaset yapan bir grubun partilerinden ayrılarak Demokrat Parti’yi (DP) kurmasıyla üçüncü kez çok partili siyasal sisteme geçiş denenmiştir. Neticede DP ikinci seçimde büyük bir başarıya imza atarak iktidara gelmiştir. O günün şartlarında CHP’nin karşısında yer alan DP’nin bu başarıyı göstermesi aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Halk tek partili siyasi sistem baskısından kurtulmak için zaten uygun bir atmosfer arayışı içerisindeydi. Ancak DP’nin elde ettiği başarı uzun soluklu olmamıştır. DP, mutlak iktidar psikolojisiyle halk dalkavukluğuna teveccüh gösterip hasmına benzemeye başlayınca, bir süre sonra iç ve dış dinamikler tarafından hazin bir şekilde siyaset dışına itilmiştir.

Dünden bugüne kalanlar

Siyasi tarihimizden kısaca özetlediğimiz bu kesiti nakletmemizin sebebi halkın bedelini ödemediği, uğrunda mücadele vermediği, verili olana rıza gösterdiği bir siyasal sistemin doğurduğu sonuçlara dikkat çekmektir. Bu kısa tarihçe bize halktan kopuk, tepeden inmeci bir siyasal kültürün tabiatı gereği otoriter yapısıyla zulüm ve baskı üreterek tepkilerin odağı olacağı ve bu nedenle bir türlü dikiş tutturamayacağı gerçeğini veciz bir şekilde göstermektedir.

Bu kısa tarihçeden hareketle bugünkü siyasi geleneğimizin oluşmasında CHP-DP arasındaki iktidar mücadelesinin çok özel bir yönüne de vurgu yapmak gerekir. Ana hatlarıyla bugünkü siyasi geleneğimizin CHP-DP karşıtlığından bize kalan kötü bir miras olduğunun altı da kalınca çizilmelidir. Bu gelenek özü itibariyle kimliği ve ideolojiyi kutsayan, yıpratıcı ve ötekileştirici iktidar-muhalefet ilişkisinden beslenmektedir. Bu gelenekte toplumsal değerler ve din, istismara açık ana malzemedir. Adalet mekanizması gücü ele geçirenin yörüngesine girmektedir. Sınırlanan özgürlükler, artan zulüm olağan hallerdir. Sözü edilen vasıflarıyla bu siyasi gelenek sosyal, siyasal, ekonomik nüfuz imkanı sağlayan, böylece üzerinden güç devşirilen bir mekanizma haline dönüşmüştür. Bugün siyasi arenada sayıları 188’e ulaşan ve nerede duracağı belli olmayan parti kuruluşlarının varlığı bu mekanizmayla açıklanabilir.

CHP-DP arasındaki iktidar mücadelesi on beş yıl kadar sürmüştür. Siyaset kurumu ilerleyen dönemlerde zaman zaman yol kazalarına (askeri darbeler) maruz kalmış, çok fazla kayıplar vermiş ve tekrar başa dönüp iki partili rekabetçi yapısını farklı formatlarda tekrarlayıp bugünlere gelmiştir. DP’nin kanlı bir şekilde iktidardan uzaklaştırılması sonrasında Türkiye siyaseti hiçbir zaman istikrara kavuşmadığı gibi kurulu siyasal organizasyonların hiçbiri de gerçek anlamda ülkede hukuku, adaleti, insan hakları ve özgürlükleri ikame etmeyi hedeflememiştir. Demokrasi vadiyle iktidara gelen her parti bir süre sonra müesses düzene bir şekilde eklemlenerek kendi varlığını idame ettirmeye çalışmıştır. Bunun günümüzdeki örneği de Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti)’dir.

Bugün siyaset kurumu CHP-Ak Parti şeklinde devam eden, aslı itibariyle iki partili siyasal sisteme (diğer 186 siyasi parti bu iki partiden birinin içerisine rahatlıkla yerleştirilebilir) dayalı yapısını muhafaza etmektedir. İktidarı yirmi üç senedir elinde tutan Ak Parti ilk on yılında ülke refahının artmasında ciddi hamleler yapmış olsa da devamını getirememiş, hasmının geçmişteki baskıcı ve otoriter rolünü devralmıştır. Oysa yüz binlerce insanın fedakârlıklarıyla elli yıllık bir mücadelenin sonunda yakalanan iktidar olanağı güçlü bir hukuk, özgürlük ve adalet anlayışıyla taçlandırılabilseydi bu durumun sadece Türkiye üzerinde değil, bölge ve dünya düzeni üzerinde çok olumlu etkileri olacaktı.

Siyasal alanda gerileyen sadece Ak Parti olmadı, muhalefet de bundan nasibini aldı. Onlar da derin düşünebilme, tefekkür edebilme kabiliyetlerini yitirdiler, içine düşülen kuyudan nasıl çıkılacağını doğru dürüst müzakereye tabi tutmadılar. Haliyle iktidarın ajandasına ve içi boş bir siyasal hamasete teslim olmaktan kurtulamayıp başarısız olmaya mahkûm oldular.

Gelinen nokta itibariyle Türkiye’de siyaset, CHP-Ak Parti ikilemine sıkışıp kalmış gözükmektedir. Ak Parti kendi iktidarını korumak ve ömrünü uzatmak adına CHP ile amansız bir kavgaya tutuşmuştur. CHP de, hala o bilinen geleneksel retorikleriyle muhalefet yapmaktadır. Ak Parti, mahalleden kendilerine bir rakip çıkmaması için özellikle CHP’nin bu haliyle muhalefette kalmasını istemekte, onun için de türlü stratejiler geliştirmektedir.

Reel politik ve açmazlar

Bugün toplum olarak neye uğradığımızın şaşkınlığı içerisinde tam bir alt üst olma hali yaşıyoruz. Sadece vatandaş ile devlet arasında değil birbirimizle sürdürdüğümüz iktisadî ve beşeri münasebetlerimizde de güven iklimi önemli derecede aşınmış durumdadır. Değerlerden arındırılmış ideolojiler ve kimlikler üzerinden şekillenen; son kertede sosyal, siyasal ve ekonomik nüfuz elde etmek isteyenlerin uğraşısı haline gelen bu siyaset kurumunun topluma verebileceği bir şey yoktur. İstisnasız tüm anket sonuçlarının kararsız seçmen olarak gösterdiği kitlenin büyük çoğunluğunun bu pespaye siyasetten bir beklentisi ve umudu da kalmamıştır. Umutsuzluğun toplumun sadece belli kesimlerinde değil, tümünde yaygınlaşmaya başladığı gözlenmektedir.

Artık toplumsal sorunlara çözüm üretmekten yoksun bir siyasetin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Ortada mevcut 188 siyasi partinin hiçbirinin siyasette köklü bir değişimi göze alabildiğini, süregelen siyasi kültür, ahlak ve geleneğin değişmesini hedeflediğini düşündüren en ufak bir emare bulunmamaktadır. İktidara kim gelirse gelsin bu yerleşik siyasi kültür, yeni muktedirleri de zaman içerisinde öğütüp er-geç kendisine benzetmekte; siyasetin mevcut serencamı namuslu, erdemli insanları siyasetin dışına itmektedir. Oysa siyaset; iyiliği yayma, kötülüğü önleme misyonuna sahip, toplumun sigortası olarak görebileceğimiz erdem sahibi insanlar tarafından icra edilmelidir. Böyle yöneticilerin ve siyasetçilerin olmadığı bir ülkede toplumun sigortası er geç atacak ve o toplum karanlığa mahkûm olacaktır.

Peki ne yapmalı?

Biz Anadolu Hak ve Adalet Hareketi (AHAD) olarak Türkiye’deki siyaset anlayışının, pratiğinin, kültürünün ve ahlakının artık sürdürülemez olduğunu, eskimiş ve köhnemiş bu siyasi düzenin, sağını solunu yamayarak onu inatla devam ettirmenin hiçbir fayda sağlamayacağını düşünüyoruz. Adeta bir asit kuyusu misali içine düşeni eriten bu iki kutuplu siyasi gelenekten kurtulmanın gerekli olduğunu, bu geleneği bir arkeolojik kalıntı olarak tarihin çöplüğüne atmanın zamanının çoktan geldiğini biliyoruz.

Ülkemizin içine düştüğü ve giderek derinleşen siyasi, sosyal ve ekonomik kriz ortamında süreci tersine çevirecek bir siyasal organizasyonun zaruretine inanıyoruz. Kuşku yoktur ki, her kriz bir fırsat; her çöküş bir yenilenme potansiyeli taşır. Buradan hareketle mevcut siyasi sistemin; değer adalet ve ilke temelli bir inşa çabasıyla köklü bir değişime uğratılması gerektiğini savunuyor ve öneriyoruz. Pek tabiidir ki bu değişimi çoğulculuk, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü, adalet ve kuvvetler ayrımı gibi tüm insanların üzerinde hemfikir olduğu evrensel değerleri bünyesinde toplayabilmiş, insanlığın müşterek eseri olan ‘demokrasi’ içinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Demokrasi şemsiyesi altında kullanılacak farklı yöntemler var olduğundan bireyden devlete uzanan çizgide hayatın her alanına yansıyacak ve gelecek nesillere hak ve adalet ikliminin yaşandığı bir dünya bırakabilmeyi hedefleyen bu değişim için kendimizi tek bir yöntemin dar kalıplarıyla sınırlandırmak da istemiyoruz.

Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası medeniyetler yatağıdır. Arzuladığımız siyasi değişim hareketi kapsamında Anadolu topraklarında oluşmuş kadim bilgelikten istifade etmeyi önemsiyoruz. Toplumsal hafızayı yeniden canlandırabildiğimizde üzerimize çökmüş ataleti ve umutsuzluğu bertaraf edip eskisinden daha diri bir şekilde ayağa kalkabileceğimizi düşünüyoruz. Bu doğrultuda tekrar maziye gidip, unutulan irfan lambasıyla hiçbir dönemle / zamanla sınırlandırılamayacak bir hakikat yolcuğuna çıkmak istiyoruz. Yanı sıra Mevlana’nın ‘Pergel Metaforu’ndan esinlenerek pergelin sivri ucunu medeniyetimize sabitleyip diğer ucuyla dünyada yaşanmış tüm medeniyet, sistem ve deneyimlerin üzerinde dolaştırarak yeni bir siyaset nüvesi inşa etmenin mümkün olduğuna inanıyoruz.

Değişimin sorumluluğunu ve yükünü taşıyacak AHAD inisiyatifi olarak, evvelemirde üzerinde yaşadığımız ülke ve sonra da dünyada bugüne kadar tatbik edilme imkânı bulan siyasal tecrübenin üzerinde bal arısı gibi dolaşarak polenleri toplayıp bolluk bereket hâsıl edecek bir süreci inşa etmek niyetindeyiz. Onun için; hakkı, hakikati, adaleti önceleyen; ilim, irfan, ahlak ve vicdan sahibi erdemli insanları yeni bir siyasetin kuruculuğuna öncülük etmeye davet ediyoruz. Bugün toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında yaşanan haksızlıklara, zulümlere ve adaletsizliklere karşı durarak; ‘Pergel Metaforu’ yöntemiyle ürettiğimiz/üreteceğimiz çözüm yollarıyla baş aşağı giden toplumsal gidişatın yönünü değiştirecek, toplumu dönüştürecek, geliştirerek ve huzurlu bir şekilde yaşatacak bir siyasi hareketi başlatmak arzusundayız.

Hiçbir ideolojik saplantıya düşmeden bugüne kadar süre gelen politik anlayış, ahlak ve geleneği eleştiri süzgecinden geçirip akıl, ilim ve insani değerler rehberliğinde toplumun ihtiyaçlarını, beklentilerini ve ortak / temel değerlerini gözeten bir siyasi inkılabı gerçekleştirmeyi kendimize misyon edindik. Sabır, sarsılmaz inanç ve ısrarlı mücadele temel düsturumuzdur. Bu uğurda başarı (beklediğimiz mutlak bir sonuç değil), elbette bir takdir meselesidir.

Çatısı altında ümit ve gayretle yola koyulduğumuz bu hareketin bünyesine bizlerle benzer hissiyata sahip olan ve gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden herkesi davet ediyor, ülkemizin geleceğinin karartılmasına müsaade etmemek üzere işbirliği yapmaktan onur duyacağımızı ifade ediyoruz.