ANADOLU HAK VE ADALET HAREKETİ (AHAD) PROGRAMI


GİRİŞ

 

Devleti yönetmeye talip olan siyasal hareketlerin / örgütlerin / partilerin bir siyasi programı olur. Bu programı toplumla paylaşırlar. Bu siyasal organizasyonlara katılanların, üye veya aday olanların çok azı bu partilerin programlarına bakarak tercihlerini yaparlar. Hatta çoğunun akıllarına bile gelmez programa bakmak. Hâlbuki bu programlar, o örgütlü yapıların tek taraflı da olsa topluma arz ettikleri bir zımni sözleşme metnidir. Adeta o siyasal organizasyonun siyasi kimliğidir.

Peki, neden böyle olmuyor? Çünkü gerek program yazıcıları ve gerekse siyasete ilgi duyanlar, programlarında ne yazarsa yazsın “siyasal partiler, kurulu / işleyen düzenin imkan aralığında yapabileceklerini yaparlar” diye kanaat beslerler. Haksız da sayılmazlar, bugüne kadar ki pratik, gelenek de böyle. Onlar için parti programları sadece yasak savma sadedindedir. Zaten önemli bir çoğunluğun böyle bir derdi ve düşüncesi bile olmaz. Çünkü onların siyasetten beklentileri geçimliktir. Onlar için nerede siyaset yaptıkları değil, bulundukları yerin kendilerine sosyal ve ekonomik anlamda hangi avantajı sağladığıdır.

Halbuki iktidara talip her örgütlü yapının halka arz edecekleri bir senetleri / taahhütleri olmalı. Yani neyi, nasıl yapacaklarını, toplumu nasıl yöneteceklerini, kısa ve uzun ölçekli projelerinin; adalet, insan hakları anlamındaki taahhütlerinin neler olduğunu, bu ahitleri ile bağlı olduklarını, bunlardan sapma olup olmadığı konusunda halkın / kamuoyunun denetimine peşinen açık olduklarını tadat etsinler; seçmenler ve siyasi analistler de belirlenen sürelerde denetlesinler. Mademki demokrasi; siyasal denetimin halkın elinde olduğu, mademki halkın yönetime etkin ve etkili katılımı ise bunun usulü, yöntemi budur.

Evet, Türkiye siyasetine nefes aldıracak ve sağlıklı bir gelişme istidadı gösterecek yeni bir siyasal inkılaba / reforma ihtiyaç var. Geçmişin iyilerini alacak, yanlışlarını ıslah edecek, tashih edecek, ulusal ve evrensel değerlerle harmanlayıp 21. yüzyıla yepyeni bir siyasi programla siyasete kültürel ve ahlaki bir boyut kazandıracak bir siyasal sözleşme programına ihtiyaç var. Bunu başaracak olanlar sadece Türkiye’ye değil, insanlık camiasına büyük bir hizmette bulunacaklardır. Dünyanın gittikçe kararan siyasi iklimine da nefes aldıracak bir hizmet olacak. Problemlerimizin önemli bir kısmına kaynaklık eden siyasetin ıslahı beraberinde onlarca meseleye de derman olacaktır.

Türkiye’de vatandaşlarımızın dil, din, ırk, mezhep farklılığını / çeşitliliğini zaaf olarak değil, tam aksine daha büyük bir zenginliğe dönüştürülebilecek bir servet / hazine olarak görmek gerekir. İnsan olma ortak özelliğini öne çıkaran anlayışın hakim olduğu ve ötekine yabancı olmadığımız bir toplumsal hayat… Tüm toplumsal kesimlerin azami ihtiyaçlarına cevap verecek ve onların yönetimde adil temsillerini sağlayacak bir siyasal program…

Şu gerçeği kabul etmek durumundayız; İnancımız, dilimiz, etnik mensubiyetimiz ne olursa olsun hiç kimsenin etnik ve dini saikle düşünce ve fikirlerini bir başkasına zorla göçertmeye / benimsetmeye hakkı olamaz. Kimse devletin yönetimini kendi ideolojik yargılarına göre tanzim edip insanları buna zorlayamaz. Herkesin inançlarını, değerlerini yaşama, ifade etme, iletme, savunma hakkının bulunduğu, kimsenin kimseye üstünlük sağlamak gibi bir davasının olmadığı bir siyasal düzen, özlemimiz ve hayalimizdir. Bir toplumun topyekûn mutluluğunu hedeflemeyen hiçbir siyasi yönetim kâmil anlamda adil olamaz. Ve toplumuna gerçek manada mutluluk ve refah sunamaz.

Siyaset kültürünü ve ahlakını, ilmin, bilimin rehberliğinde baştan aşağı tashih ve ıslah edecek veya yeniden inşa edecek bir siyasal kültürü savunmak bir büyük erdemdir. Bu erdemli duruşun müdafileri ve inşa edicileri, yarının siyasal tarihini yazacaklara önemli bir hatıra bırakacaklardır.

Program olarak taktim ettiğimiz bu metinde insanımızın / insanlığın temel problemlerine işaret ederek; altlarını çizerek, nasıl bir iyileştirme, ıslah ve yeniden inşa öngördüğümüzü izah etmeye çalıştık. Metni, detaya boğmamaya gayret ettik. Ayrıntıları, hareketimize iştirak edecek olanlarla birlikte beraber inşa etme düşüncesiyle mümkün olduğu nispette bireyin, toplumun, çevrenin, siyaset kurumunun temel meselelerine odaklandık. Elbette bu metin de mükemmel ve kusursuz değildir. Bu başlık ve tespitlerle bir siyasal gündem oluşturmaya çalıştık.

Arz ederiz.

 

Anadolu Hak ve Adalet Hareketi (AHAD) adına

Fahrettin Dağlı

Hareket Sözcüsü

 

 

 

Durum Tespiti

 

Bugün ülke olarak sorunumuz; sadece bir iktidar, bir siyasi veya ekonomik krizden öte, yönetilemeyen bir toplum ve devlet kriziyle karşı karşıyayız.

Sorunumuzu bir cümleyle ifade etmek istersek; Halkın büyük bir bölümünün işsizlik, çalışanların emeğinin karşılığını alamaması nedeniyle geçinememe, gelecekten endişe ettirecek derecede güvencesizlik, sağlık ve barınmada yaşanan sıkıntılar, eğitimde fırsat eşitsizliği, insan haklarını ve özellikle adil yargılanma hakkını kullanabilme sorunu ve sonuç olarak bir sosyal hukuk devleti olamama vb. şeklinde sıralamak mümkündür.

Toplumsal sağduyu kaybolmuş, akıl devreden çıkmış, toplumu bir arada tutan bütün değerler örselenmiş / aşınmıştır. Büyük bir güven bunalımı yaşanmakta; duyarsızlık, belirsizlik, çözümsüzlük, karamsarlık topluma da siyasete de hakim olmuş durumdadır.

Kimlikler önemlidir, yok sayılamaz, inkâr edilemez; kimlikleri korumak, geliştirmek, zenginleştirmek medeni olmanın bir gereğidir. Başta din olmak üzere kimlikler üzerinden ayrıştırılıyoruz, kutuplaştırılıyoruz, ötekileştirilip düşmanlaştırılıyoruz.

 

Bizi bir araya getirecek, birleştirecek unsurlar kimliklerimiz değil; hak, hukuk, adalet, hürriyet, ahlak, erdem, emek gibi değerlerdir. Değerlerden arındırılmış ideoloji ve kimlik siyaseti, iç çatışmalara, şiddete zemin hazırlamaktadır…

Ne yazık ki, aşiret kültürü aralığı içinde yürüyen siyaset pratiğimiz, yaslandığımız güçlü insani değerlerimizi, inançlarımızı, tarihi birikimimizi, doğal varlıklarımızı, kentlerimizi, mimarimizi, yeşil alanlarımızı ve sahillerimizi olumsuz olarak ciddi anlamda etkilemiştir.

Sosyal ve siyasi ortamın gerginliği karşılıklı hoşgörü anlayışı, toplumsal dayanışma, birbirimize olan güven ve hatta aile ve akrabalık hukuklarımız ciddi derecede yara almıştır. En önemlisi de akli düşünme, ahlaki ve vicdani hassasiyetlerimizi büyük ölçüde kaybettiğimiz ortada…

Bugün, partilerin verdikleri siyasi mücadele, ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılardan nasıl kurtulacağı, derin krizleri nasıl aşacağı ile ilgili değil, kamu kaynaklarını kimin kullanacağı, kimin yöneteceği ile ilgilidir. Kavga, ülkenin geleceği veya bekası için değil, kendi iktidar ve ikballeri içindir. Bunun içindir ki, bu kavgada meşruiyet, ahlak, nitelik, seviye, hatta siyaset aramak beyhude bir çabadır.

Ülke gerçekten bir varlık ve beka davası ile karşı karşıya bulunmaktadır. Toplumsal adalet zedelenmiş, hukuk güvenliği yok edilmiştir. İnsanlar mutsuz, yarınlarından umutsuz hale getirilmişlerdir. Dini yaşam alanı tahrip edilmiştir ve kirletilmiştir.

İnsan hakları alanında cinayetler işlenmektedir. Toplum ayrıştırılmıştır, cepheleştirilmiştir.

Siyasetin dili kirlenmiş, bozulmuş; siyasi üslup kabalaşmış; nezaket ve estetik güzellikler siyasi rekabete kurban edilmiştir. Siyaset kültürü düşmanlık ve birbirlerini ütme üzerine işletilmektedir. Siyaset kurumu anti demokratik yöntemlerle işletilemez hale getirilmiştir.

Geldiğimiz noktada insanlık, tüm ilke ve kavramların içinin boşaltıldığı, nefretin, ayrışmanın, ötekileştirmenin, hamasetin ve popülizmin siyasal araç olarak kullanıldığı bir değerler krizi ile karşı karşıyadır. Değerlere dayalı siyaset anlayışı, şeffaf ve hesap verebilir yönetim ahlakı, eşitlik, kardeşlik ve özgürlüğe dayalı toplumsal yapı gün geçtikçe zayıflamaktadır.

Özgürlük alanları giderek daralmakta, temel insan hakları çok ciddi tehditlere maruz kalmaktadır.

Özgür basın ortadan kaldırılmakta; mülkiyet hakkı ihlal edilerek sermaye kontrol altına alınmakta; yargı, rejimlerin politik aygıtına/aparatına dönüştürülmektedir.

Toplum üzerinde tek bir siyasi görüşün hegemonyası kurulmaya çalışılmaktadır.

Köşe dönmeciliği, kitleleri basit vaatlerle avutup aldatmayı, toplumu kolaylıkla manipüle etmeyi dahilik sanan bir politika pazarı, ülkemizin bir tür alamet-i farikası olmuştur.

 

Adalet ve erdemli siyaset özlemi çeken insanımız çaresiz, gençlerimiz ve kadınlarımız umutsuz; hak, hukuk, hürriyet ve eşitlik talebi olanlar şaşkın ve endişelidir. Toplumsal bir krizin içine sürüklenen ülkenin üniversiteleri meraksız, kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, yazarlar ve sanatçılar tepkisiz; siyasi partiler çözümsüz ve neredeyse her kesim bu sorunlar sarmalına teslim olmuş durumda.

Böyle bir siyasal iklimde kendi gerçeklerimizle, geleneksel politikalarımızla, müesses statüko ile yüzleşmek yerine, iktidar baronlarının yeni tezgahlarına düşerek çözümü; siyaseti sonlandırmakta bulduk.

Medeni dünyada dahi, değerlere olan inanç giderek zayıflamakta; insan hakları, hukuk, çoğulculuk, eşitlik ve hürriyet gibi ortak değerler etkisini yitirmektedir. İnsanlığın geleceği, bizzat medeni dünya tarafından tehdit altındadır.

Bütün bu sıraladığımız temel faktörlerin tetiklediği ciddi bir ekonomik krizi yaşıyoruz. Mutlu bir azınlık hariç geniş toplumsal kesimler yarınlarından endişeli ve umutsuzlar. Bu halet-i ruhiye hem mental ve hem de fizyolojik olarak toplum sağlığını tehdit etmektedir.

Tarım / ekim alanları gittikçe daralmakta ve toplumun gıda ihtiyacı yeterince karşılanmamaktadır. Bu durumun sebep olduğu yetersiz beslenmenin sonucunda toplumun beden ve ruh sağlığı tehlike altındadır.

Ekonomik kriz nedeniyle gençler evlenememekte, yuva kuramamaktadırlar. Bu durum sosyal hayat ve aile kurumu üzerinde ciddi problemlerin oluşmasına sebebiyet vermektedir. Mutfak yangını nedeniyle aile içi huzur zayıflamış; karı-koca ve çocuklar mutsuz ve yarınlarından umutsuz bir şekilde sabahlamaktadırlar.

İnsan hakları ihlalleri ve istihdam alanlarının daralmasıyla birlikte Türkiye’de yaşama umudunu yitiren gençler çareyi yurt dışına çıkmakta arıyorlar. Nitelikli iş gücünün (beyin göçü) dış ülkelere göç etmeleri nedeniyle ülkenin / toplumun geleceği tehdit altındadır. Son beş / altı yıl içinde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle ülkemiz önemli sayıda beyin göçü vermiştir. Bu gidişin sonu sosyal, kültürel ve ekonomik çölleşmedir. Bu nedenle başta sağlık hizmetleri olmak üzere çeşitli sektörlerde ciddi eleman sıkıntısı çekilmektedir; sağlık hizmeti sunumunda 10 yıl öncesine kıyasla büyük bir irtifa kaybı sözkonusudur.

Gerek Suriye ve gerekse diğer komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ve savaşlar nedeniyle Türkiye’ye önemli bir göçmen /mülteci akını sözkonusu olmuştur. Politikasızlık, plansızlık ve denetimsizlik nedeniyle Türkiye’ye gelen milyonlarca göçmen toplumsal barışı ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Kendi insanına istihdam alanı açamayan yönetim ve sermaye çevreleri düşük ücretle göçmenleri / mültecileri çalıştırmak suretiyle yerli iş gücünü işsiz bırakmakta ve bundan dolayı da göçmenlere / mültecilere karşı gittikçe büyüyen kin ve nefret dalgası önü alınmayacak şekilde gelişmektedir. Bu durumu istismar eden birtakım siyasi örgütler de adeta ateşe odun taşımaktadır.

Mafyöz yapıların devlet mekanizmalarına sızdıkları; kamu mahremiyetine nüfuz ettikleri; siyaset ve bürokrasi ile işbirliği halinde yolsuzluk yaptıkları gibi iddialar, gereği gibi incelenmediği, soruşturulamadığı ve sanki böyle iddialar yokmuş gibi davranılması nedeniyle vatandaşın devlete olan güveni sarsılmıştır. Bir toplumun maddi ve manevi gelişmesinin en önemli harcı olan “güven” ortadan kalkarsa hiçbir gelişmeden bahsedilemez.

Kamu imkanları ve mallarıyla ilgili yolsuzluk ve rüşvet söylentileri toplumsal bir infiale sebep olmaktadır. Ortaya atılan onca maddi delil, tanık olarak gösterilen yüzlerce isme rağmen hiç kimsenin ifadeye çağırılmaması; herhangi bir idari ve adli kovuşturmanın başlatılmamış olması toplumsal infiale ve huzursuzluğa sebebiyet vermektedir. Arkasını iktidara dayayan herkesin “atını alıp Üsküdar’ı geçmesi” gibi bir intiba toplumsal güveni ciddi şekilde etkilemiş ve toplum nezdinde mevcut yönetim güvenini yitirmiştir.

BİZ KİMİZ VE NİÇİN VARIZ?

Bizler, düşünen, soran, sorgulayan bir siyasal topluluğuz / hareketiz. Düşünmelerimiz, sorularımız ve sorgulamalarımızın sonucunda, Türkiye’deki siyaset anlayışının, pratiğinin, kültürünün ve ahlakının artık sürdürülemez olduğunu düşünen ve bu süreci tersine çevirecek bir siyasal organizasyonun zaruretine inananlarız.

Her alanda yaşanan olumsuzluklara karşı var olan çözümlerimizi uygulayarak bu yapıyı değiştiren, dönüştüren ve geliştirerek yaşatan bir hareket olma arzusundayız.

Herhangi bir dönüşümden, sistemin tamir edilmesinden veya aksaklıkların geçici olarak giderilmesinden bahsetmiyoruz. Siyasete dair büyük dönüşümden; gelecek nesillere, hak ve adalet ikliminin yaşandığı bir dünya bırakmayı hedefliyoruz.

Ulaşılması ‘genel-geçer’ tüm iyinin, güzelin ve doğrunun yakalanması adına, siyaset teorilerinin ve uygulamalarının tekrar sorgulanıp yeniden inşasından oluşan, zorunlu ve zorlu bir süreç olduğuna inanıyoruz.

Peşinden koşan kişilerin tüm yaşamlarını kapsayan bu ideal, sürekli bir ahlaki, estetik sorgulamayı, hayatın değişmez kuralı olan değişimi ve gelişimi zorunlu kılmaktadır. Hiçbir aksiyonu; ahlak, erdem, adalet ve estetik açıdan sorgulamanın dışında bırakmayacağız.

Bu düşünceden hareketle hak, adalet ve demokrasi temelli “yaşayan bir model” oluşturma zorunluluğuna inanıyoruz. Esaslı, kuşatıcı, çığır açıcı, ufuk ve umut vaat edici bir siyasal hayat, bir medeniyet tasavvuru üzerinde kafa yormaktayız.

Hiçbir komplekse iltifat etmeden pergelin bir ucunu ilmin, bilginin, tecrübenin merkezine yerleştirip, diğer ucunu geçmişte uygulanmış veya halen uygulanmakta olan tüm siyasal teori ve uygulamaların üzerinde bir bal arısı gibi dolaştırıp ortak aklın kabul edeceği polenleri toplayarak yeni bir siyaset peteğinin tasarlanmasının gerektiğini düşünüyoruz.

Bu anlamda yeni siyasetin kozasını örmek; hem dahili hem de harici teması eşzamanlı bir şekilde gerçekleştirerek inşa ve imar süreçlerini geliştirmek hedefimizdir.

Karanlığın, kargaşanın, haksızlık ve hukuksuzlukların hüküm sürdüğü dünyamızda, insanlık, hakikatle buluşamama problemi ile karşı karşıya kalmıştır. Gerek Türkiye’de ve gerekse dünya ülkelerinde siyaset, büyük bir krizi yaşamaktadır. Pragmatist ve popülist siyaset anlayış ve uygulamalarının, siyasal düzenleri sürüklediği bu yönsüz, hedefsiz, gayri adil gidişata “bir ışık, bir projeksiyon olunabilir mi” sorusuna cevap aramak niyetiyle yola koyuluyoruz.

Öncelikle, toplumda yaşanan en büyük felaket olan güven yoksunluğunu onarmayı, hak ve adalet anlayışını diri ve canlı tutmayı ve bu anlamda bir cazibe merkezi oluşturmayı hedefledik.

 

Bu erdemli yürüyüşte kimse bizden basit siyasal polemikler, lüzumsuz, gereksiz tarafgirlikler beklemesin. Bellediğimiz doğruları hiçbir tenkit edicinin tenkidinden; kınayıcıların kınamasından çekinmeyerek ifade etmeyi, bu erdemli mücadelenin en esaslı parametrelerinden biri olarak görüyoruz. Dolayısıyla bunu basit mülahazalara kurban etmemek için kılı kırk yaracağız.

 

Hiçbir ideolojik düşüncenin tesir alanında kalmadan ve hiçbir kısır politik tartışmanın içine girmeden hak, adalet ve erdem adına bildiğimiz doğruları kamuoyu ile paylaşmayı, güç ve iktidar sahiplerini uyarmayı, ihtiyaç halinde ihtilaflı alanlarla ilgili olarak hakemlik yapmayı kendimize görev addediyoruz.

 

Bu mücadelemizde referanslarımız; ilim / bilim, siyasal tarih tecrübesi, insanlık tarihi pratiği, evrensel hukuk, insan hakları teori ve uygulamalarıyla birlikte insanlığın ürettiği temel değerlerden mülhemdir.

 

Siyasetin otoriterleştiği, demokratik siyaset zemininin tamamıyla ortadan kalktığı ve daha kötüsü, siyasete şiddet, düşmanlık, ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir nefret dilinin hâkim olduğu bir iklimde siyasete bir ahlaki ve kültürel seviye kazandırmak için geliyoruz. Diğer siyasi partileri birer hasım olarak değil, hizmette yarış halinde olunan siyasi rakipler olarak görüp siyaset arenasına iş birliği, yardımlaşma ve dayanışma kültürü kazandırmak iddiası ve özlemi ile yola koyuluyoruz.

Kaygımız ülkemiz, insanlarımız ve gençlerimizin geleceğidir. İktidar veya muhalefet veya toplumsal kesimlerden herhangi birine düşmanlığımız ve karşıtlığımız söz konusu değildir.

En azından ülkemiz için öngörülen muhtemel çatışmaları, bölünmeleri, parçalanmaları ve dağılmayı önlemek için yeni bir siyasete, yeni bir siyaset diline ve yeni paradigmalara olan ihtiyacı birlikte oluşturmak için yola koyuluyoruz…

Aydınlarımızın köşelerine çekildiği, siyasilerimizin kendi küçük iktidar alanlarında ikbal peşine düştüğü böyle bir ortamda, halkımızı umutsuz, çaresiz bırakmayacak ve karanlığa mahkûm etmeyecek duyarlı insanların varlığını biliyoruz. Onlarla, büyük bir inanç, samimiyet ve kararlılıkla bir yol bulmak veya yeni yollar açmak için gayret göstermeye karar verdik.

Amacımız, sorunlara duyarlı insanlarımızı, politik ve ideolojik tercihlerine bakmaksızın ortak paydalar ve değerler etrafında buluşturmak, ülkenin problemlerini müzakere için alanlar oluşturmak, dışımızdaki siyasal parti ve siyasal kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulunmak ve ortak faaliyet programları geliştirerek tabana yayılan bir demokrasi için süratle yol almaktır.

Türkiye’nin siyasi rejimini, iki asırlık anayasacılık ve bir asırlık cumhuriyet pratiğinden sonra bir kez daha bir çıkmazın eşiğine getiren bu siyasi geleneği ve kültürü ıslah etmeden; tedrici bir değişime, restorasyona, yenilemeye almadan, demokrasinin bir kültür olarak toplumun bütün katmanlarına yayılmasını sağlamadan hiçbir toplumsal ya da siyasi organizasyonun başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Hareket olarak; herkesin inançlarını ve değerlerini yaşama, düşüncelerini ifade etme, iletme, savunma ve bu bağlamda örgütlenme hakları bulunduğu, kimsenin kimseye üstünlük sağlamak gibi bir amaç gütmediği, değerler etrafında müzakere yoluyla asgari müştereklerde buluşabilen bir siyasal kültür geliştirmeyi amaçlıyoruz. İnanıyoruz ki, bir toplumun ve tek tek her bir bireyin topyekûn mutluluğunu hedeflemeyen hiçbir siyasi anlayış kuşatıcı, yönetim de kâmil anlamda adil olamaz, toplumuna gerçek manada mutluluk ve refah sunamaz.

İşte bu zaruretlerden hareketle siyasal anlamda inisiyatif alma gibi bir zorunluluğumuzun olduğunu düşünerek yola koyuluyoruz.

Bugüne kadar sabırla bekledik. Beklerken yine çağrılarımıza devam ettik. Ama gördük ki, halen cari siyaset kendi yanlışlarını tekrarlamaya devam ediyor. Bir türlü ana meseleye odaklanamıyor. Ülke olarak hep metastazları temizlemekle uğraşıyoruz. Temizleniyor belki ama primer odak yerinde duruyor. Hastayı bir süre daha yaşam kalitesi düşmüş bir vaziyette yaşatıyoruz fakat ülke olarak hastalığı tetikleyen kaynağı bir türlü kurutamıyoruz.

Toplum, bugün gerçek anlamda kendi varlığını güven içerisinde devam ettirememe gibi bir risk altında bulunmaktadır. Hem iktisadi, hem sosyal, hem dini ve hem de siyasi anlamda…

Toplumun bir güven iklimine ihtiyacı var. Öncelikle bu güveni inşa etmek için sahaya iniyoruz.

SİYASAL HAREKETİN İLKELERİ, UMDELERİ VE HEDEFLERİ

Hak ve adalet için verilmeyen bir mücadele, tarafları kim olursa olsun bizim mücadelemiz olamaz. Enerjimizi, zamanımızı bu mücadeleye ayırmak, kimin kazanacağına odaklanmak bizler için sadece zaman israfıdır. Çünkü bu kayıkçı kavgasının kazanını olmayacaktır; kaybedeni çok olacaktır. Bunu ifade ederken “tarafsızız” demek istemiyoruz; sadece bu kayıkçı kavgasının tarafı değil, hak ve adalet mücadelesinin tarafıyız demek istiyoruz.

  • Anadolu Hak ve Adalet Hareketi adaletin, hukukun; nitelikli, ahlaklı siyasetin tarafıdır. Barışın, birlikte yaşama iradesinin ve kültürünün tarafıdır.
  • Mücadelemiz; insan kalabilmek, barış içinde birlikte yaşamak ve ‘erdemli’ bir hayat içindir. Bunun için de siyasi, etnik, inanç, din ve sınıf gibi farklılıklarımızı, birlikteliğimiz için sorun yapmadan; ‘yan yana, bir arada kalmayı başarmak’ için yola koyuluyoruz.
  • Hareketimiz, kavgayı değil yeni yolu konuşmak, bu yeni yola katkı sunmak için vardır. Birikimlerimizi, tecrübelerimizi, enerjimizi ülkemizin, toplumumuzun geleceği için; hak, adalet ve bir barış ülkesi olmak için harcamak sorumluluğu ve bilinciyle yol yürüyeceğiz.  Bu topluma borcumuzu, sorumluluğumuzu ancak bu şekilde ödeyebiliriz.
  • Yeni bir siyasete, yeni bir siyaset diline, yeni paydalara ve yeni paradigmalara olan ihtiyacı birlikte oluşturmak için yola koyuluyoruz.
  • Bu sorumluluk öncelikle aydınlara, entelektüellere, siyaset adamlarına düşer. Sağduyu, sorumluluk bilinci, fedakârlık ve biraz da cesaret bu sorumluluğu ifa etmek için yeterlidir.
  • Mevcut partiler bir tarafa, mevcut siyaset tarzı ve anlayışı ile yol almak ve bir yol bulmak mümkün görünmüyor. Geçmişe dönmek hem mümkün değil hem de gerçekçi değildir.
  • İçe kapanmacı, popülist ve totaliter yönetimlerin insanlığın geleceğini tehdit ettiği bir dönemde sorumluluk, akıl ve vicdan sahiplerine düşmektedir.

 

  • İnsanlık, geçmişte de bireyi yok sayan ve içi boş davalar uğruna bireyin feda edilmesini yücelten demagoglar yüzünden savaşlar, soykırımlar, zulümler yaşamış ve büyük felaketlere sürüklenmiştir. Bugün, bütün bu yaşanmışlıkların sonucu, insanlığın tecrübe birikimi ile aklın ve vicdanın rehberliğinde bir siyaset ve erdemli bir yönetimi inşa etmek mümkündür.

 

  • Toplumu oluşturan her bir bireyin mutluluğu arama, kendini gerçekleştirme ve onuruyla yaşama hakkı vardır. Bu da ancak bireyin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ile mümkündür.

 

  • Toplumu oluşturan tüm bireyler, eşit haklara sahiptir. İnsanlar arasında ontolojik bağlamda hiyerarşi yoktur; farklı aidiyetler, kimlikler ve yaşam tarzları tanınmalı ve korunmalıdır.

 

  • “Biz” ve “öteki” yaklaşımı toplumu bölmekte ve ayrıştırmaktadır. Bu tür yaklaşımlar her türlü adaletsizliğin, zulmün temeli; aynı zamanda ayrımcılığın, çifte standardın ve düşman ceza hukukunun araçlarıdır.

 

  • Devletler, toplumlar, gruplar veya diğer kişiler, bireyin mutluluğu arama ve kendini gerçekleştirme amacını hiçbir gerekçe ile engelleyemez. Ta ki bireyler bir başkasının hak ve özgürlüklerini ihlal etmesinler. Yurttaşların bu haklarının korunmasını sağlamak adına hiçbir kişi, kurum, sosyal grup, örgüt, kitle, topluluk veya çoğunluk; kendi inançlarını, yaşam tarzını, siyasi eğilimlerini başkalarına zorla kabul ettiremez. Toplumsal mekanizmaları manipüle ederek ele geçirmeye çalışamaz ve sömüremez. Kendisini ulusun ve toplumun bütününün yerine koyamaz. Kendisini bu ülkenin, vatanın, ortak tarihin ve toplumun kaderinin tek başına mutlak ve tartışılmaz belirleyicisi ve tek sahibi sayamaz.
  • Hareketimiz, bu anlayış çerçevesinde, yeryüzünde tüm insanların özgürce ve barış içerisinde bir arada yaşayabileceğine ilişkin bir arayışın sonucu olarak doğmuştur.

 

  • Kişilerin en iptidai ve bencil duygularını sığ propaganda ve kitle manipülasyonu yöntemleriyle harekete geçiren, kitleleri bu yolla ayrıştıran, kine ve düşmanlığa yönlendiren, hakkı, hukuku ve adaleti yok sayan anlayışlara bir itiraz olarak sesini yükseltmektedir.

 

  • Anadolu Hak ve Adalet Hareketi, yaşadığımız toplumsal yıkıma ve ayrışmaya karşı özgür yurttaşlar olarak birlikte çare üretebileceği inancıyla; zulme uğrayan, ezilen, sesi kısılan, görünmez hale getirilen tüm insanlar için sığınak olmayı amaçlar.
  • Anadolu Hak ve Adalet Hareketi, adaletin, hukukun ve ahlaklı siyasetin tarafıdır… Barışın, ortak paydaların, birlikte yaşamın, ortak geleceğin ve ortak kaderin tarafıdır… Ve ülkesinin tarafıdır…
  • Anadolu Hak ve Adalet Hareketi, kendi huzur ve mutluluğunun ancak diğer yurttaşların huzur ve mutluluğuyla mümkün olabileceğinin farkında olanları buluşturmayı hedefler.

Anadolu Hak ve Adalet Hareketi kurucuları olarak açık yüreklilik ve samimiyetle ilan ediyoruz ki;

❖        Bizim gibi düşünmeyen, inandıklarımıza inanmayanlarla bir arada ve barış içinde yaşayacağız.

❖        Tüm insanların eşitliğini ve her bir bireyin yaşam hakkının kutsal olduğunu savunacağız. Kendi varlığımızı, ötekilerin ve başkalarının yokluğuna bağlamayacak, aksine kendi varlığımızı ötekilerin varlığı ile bağlı göreceğiz. Hukuk ve adalete kendi duygularımızı, hırslarımızı ve kişisel isteklerimizi karıştırmayacağız.

❖        Hiç kimseyi inancından, kimliğinden, kültüründen, sosyal statüsünden, ekonomik durumundan, yaşam tarzından veya tercihlerinden dolayı ötekileştirmeyeceğiz.

❖        Herkesin özgürce inanma, düşünme ve kendini ifade etme haklarını gözeteceğiz.

❖        Bireyin tek başına veya örgütlü olarak mutlu bir yaşam kurma, kendini geliştirme hakkını ve insan onurunu koruyacağız.

❖        Kendimiz için ne istiyorsak, diğerleri için de onu isteyeceğiz.

❖        Yurttaşların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını korkudan ve yoksunluktan arınmış bir şekilde özgürce yaşayabilme haklarını savunacağız.

❖        Yukarıda belirlenen esaslar çerçevesinde insanlığın ve ülkenin geleceğinden endişe duyan herkesi aklına ve vicdanına kulak vermeye davet ediyoruz.

❖        Akla davet etmemizin nedeni, temel politikaların belirlenmesinde anlık ve geçici duyguların değil, bilgiye dayalı aklın esas alınması gerektiğine olan inancımızdır.

❖        Vicdana davet etmemizin nedeni, barış içinde bir arada yaşamanın temel ilkesinin kişisel ya da grup çıkarları değil, adalet olduğuna inanmamızdır.

❖        Doğal olarak kişiler ve gruplar kendi çıkarlarını ve önceliklerini korumak isteyebilirler.

❖        Çıkarlar çatıştığında çözüm güçle değil, adalet ile sağlanmalıdır. Adalet gücün değil, güç adaletin elinde olmalıdır.

❖        Anadolu Hak ve Adalet Hareketi, tarihsel sorumluluğunu yerine getirmek ve gelecek nesillere karşı mahcup duruma düşmemek için elinden geleni yapmaya, tüm insanları ve yurttaşları bu çabaya omuz vermeye davet etmektedir.

❖        Aydınlık geleceğimizi ortak akıl ve vicdana dayalı olarak birlikte kurabiliriz… Zira Anadolu’nun kadim mirası bunu inşaya müsaittir ve bu kapı umutsuzluk kapısı değildir.

Eski hal muhal, yeni hal pür melal, ya yeni bir yol, ya izmihlal…

Tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız… İzmihlal yaşamak istemiyorsak, yeni bir yol bulmak zorundayız… Siyaset; bizim için değil, ülkemiz ve insanlarımızın geleceği için zorunlu bir ihtiyaçtır…

Anadolu Hak ve Adalet Hareketi, geçmişi değil, geleceği konuşma zeminidir…

Bu zeminde ideolojik ve kimlik çatışmalarını aşarak konuşmamız ve yeni bir yol açmamız gerekir…

Sorun artık siyasetin, daha doğrusu siyasetsizliğin kendisidir. Siyasetsizliğin alternatifi de ancak yeniden siyasettir.

Bunun için yeni bir siyaset diline, yeni bir siyaset tarzına ve yeni siyasal paradigmalara odaklanmalıyız.

Ortak bir gelecek için yeni ortak paydalar oluşturmalıyız. Çağı doğru okuyarak “Yeni bir Siyaset” inşa etmek mümkündür…


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir